Adab-ı İman,  Hilikil,  Nuri Bey’in Vedası

Nuri Bey’in Vedası III.

Bugün daha bir ağrıyor sırtım Nuri Bey. Omuzlarımdan belime kadar kıvrım kıvrım bir ağrı. Sanki damarlarım kopacak gibi, etlerim kemiklerimden ayrılıyormuş gibi. Elimi dokunduğum yer sızlamaya başlıyor. Acaba taşıyamıyor mu  yükümü omuzlarım, bilmiyorum. Yüküm de ağır değil de işte. Nuri Bey, ben biraz hafif kalıyorum.

Sabah uyandığında saat kaçtı, hatırlıyor musun?

– Hayır. Saatlerle ne işim olur. Ne gündüz bakarım ne de gece. Hem bana ne ki zaten bugün hangi günmüş, saat kaç olmuş? Bazen mevsimleri de bilmiyorum ben. Hangi yıldayız sormayınız bile Nuri Bey rica ediyorum. Bana böyle saçmalıklarla dolu sorular sormayınız. Şimdi çarşamba 13:45 olsa ne yazar, ilkbahar akşamı olsa ne. Sabah oluyor, akşam oluyor. Yaz gidiyor, kış geliyor. Her şey bir şekilde bir şey oluyor.

Bakın Nuri Bey görüyor musunuz her şey bir döngü içinde. Her şey değişiyor. Siz bu değişimi fark ediyorsunuz, önceden de tahmin ediyorsunuz. Ama ben edemiyorum. Pencereye bir çıkıyorum akşam, bir çıkıyorum salı. Arada bir yaz geliyor, gelmiyor değil. Ama kış hiç gitmiyor. Güneş hiç doğmuyor gibi geliyor bana. Güneşi hiç görmüyorum Nuri Bey. Sırtımın ağrısından hiç bir şeyi göremiyorum. Bazen boynuma vuruyor ağrı. Boynum hafif yan durur hiç fark ettiniz mi? Ben her gün aynada bakarım kendime. Boynu bükük der gülerim kendime. Evet Nuri Bey, en çok kendime gülüyorum. Çünkü yalnız kendime gülüyorum. Gülmek derken kelimelerin azizliği sizi yanıltmasın, dudaklarımı sıkıştırıyorum bir uçtan bir uca. Şimdi size göstermek isterdim ama yapamam. Üzgünüm.

– Sık sık gülüyor musun böyle?

– Sağa baksam hiç gülmedim derim. Sola baksam bazen güldüğümü söylerim. Siz benim her söylediğime inanır mısınız bilemem ama dediğim gibi yalnızca kendime gülüyorum. Sorunuzu sorarken tebessüm ettiniz ya, işte ben onu yapamam. Söz verdim kendime istemediğim şeyler yapmayacağım diye. Yapmıyorum da. Yemek yemek istemedim mi? Yemem o yemeği. Bal olsa börek olsa canım çekmez. Yok da bulamıyor sanır beni gören. İncecik kaldım. İnanın övünmek gibi olmasın bolluktan başka bir şey yok. Her yer tok dolu. Kim yiyecek tüm bunları diyorum. Hakikaten Nuri Bey kim yiyecek bunları?

Sizin için doldurduğum kaseti dinlediniz mi? En sevdiğim şarkıyı da koydum içine.

– Evet dinledim. Yalnızca iki şarkı doldurabilmişsiniz. Sayılarla aram iyidir. Birinci şarkı ve ikinci şarkıyı birbirinden ayırdım. İlkini geceleri soğukta dinliyorum. Diğerini sıcak hissettiğim gündüz vakitleri. Tabi bunlar hep değişiyor, sanmayın ki hepsi aynı vakte denk geliyor.

Sözler, ritimler kafamda birbirine karışıyor. Açıkcası ilgiyle dinlemedim. Dinlemedim desem alınırsınız diye de okumam için verdiğiniz gazeteleri üstüste koyarken bir yandan Hacı Teyzenin ağacına takılan bir gözümle, ne zaman gelir diye beklediğim aklımla, telefondaki kulağımla dinledim.

Size Hacı Teyzenin ağacını anlatmadım değil mi hiç? Biraz bahsedeyim. İhtişamlı bir ağaç. Hacı Teyzenin eşi, Cafer Ağa öldüğünde dikmiş. O gün bugündür büyüyor onun yokluğuyla. Özlemini, hasretini, yokluğunu, yalnızlığını veriyor ağaca. Yine de büyüyor ağaç. Bazı günler torununun gönderdiği mektupları almaya iniyor şehre. Gittiğinde bir yerlerde kalıyor. Gelmesi bir kaç günü buluyor. Yine de büyüyor ağaç. Hacı Teyze gelmese de büyüyor o ağaç Nuri Bey inanabiliyor musunuz?

Ben de kediyi bırakıyorum ağacın yanına. Onunla bir büyüsün diye. Yalnızlığı, özlemi, yokluğu öğrensin diye. Ama bir kaç güne kalmaz göndereceğim onu evden. İyice canımı sıkıyor dilenciliği. Sevgi dileniyor benden. Ben yetmiyorum Hacı Teyzeye gidiyor. Ağacın gölgesine dayıyor tüylerini akşam oluyor anca geliyor. Biri geçse yoldan peşine yelteniyor. Olacak gibi değil bu vefasızlığı. Bir keresinde beni bırakıp gitmişliği oldu. O gün bu gündür gitsin istiyorum. Bir kere gitti mi gitti Nuri Bey. Bazı şeyler bir kere gider.

 

hilikil

2. Bölüm için:

Nuri Bey’in Vedası II.

1. Bölüm için:

Nuri Bey’in Vedası

 

copywriter

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: