Adab-ı İman,  Hilikil,  Nuri Bey’in Vedası

Nuri Bey’in Vedası II.

– Sanırım bir problem olarak görüyorsun tüm bunları?

–  Evet, Öyle.

–  Nedir seni memnuniyetsiz yapan şey?

– Her şey. Yalnızlık. Korkular. Eksiklik. Her şeyim eksik gibi. İnsanlar. İnsanı baştan aşağı süzmeler. İnanır mısınız Nuri Bey, birbirimizi baştan aşağı süzüyoruz ama hiçbir şey bulamıyoruz. Sabah uyanmaktan, gece uyumaktan rahatsız oluyorum artık. Sırtımda bir ağrı var Nuri Bey, ancak ben ölünce geçeceğine eminim. Utanmasam vicdanımın ağrısı diyeceğim. Kendime ettiğim eziyetin acısı.

– Affına sığınarak soruyorum, eşiniz ile ne sıklıkla görüşüyorsunuz?

– Eğer varlıksal boyutunu soruyorsanız, hiç görüşmüyoruz Nuri Bey. Hem de hiç. Kahve yaparım akşamları, koltuğun bir köşesinde ben diğer köşesinde o. Sanki eskimiş bir kanepe gibi. Ben öyle miyim Nuri Bey? Yeni alınmış ama üzeri kirlenmesin diye örtülmüş gibiyim. Televizyonu kapattıktan sonra hiç de umurumda olmayan şeylerle ilgilenmeye başlar. Ben de sessizlikten fırsat kitabımı okurum. Hiç konuşmuyoruz, ama yanımda. Evde biri olduğu için güvendeyim sanıyorum bazen. Bir kişi için daha bulaşık çıkacak diyorum. Geç saatlerde kapı çalsa endişemi alır. Mesela böcek görsem bağırırım, duyar, gelir. Nuri Bey biliyor musunuz? Bazen böceğe bağırsam duyar ama ona bağırsam duymaz gibi geliyor. Herkesin hayalindeki fotoğraf işte. Akşam eve gelir, pazar günleri balkona çıkar. Birbirini sevmek bile önemli değil bu fotoğrafta. Hatta birbirini anlamak, dinlemek de önemli değil. Kahve için teşekkür etmesi bile önemli değil artık.

–  Bana etrafındaki insanların hissettirdiklerini anlatabilir misin peki?

–  Sabah olur bakarım daha uyanmamış. Koca ev. Ev büyük ama içinde hepi topu 3 kişiyiz. Biri kedi zaten. Tez zamanda göndermeyi düşünüyorum koydum kafama kediyi. Büyüttükse büyüttük hem kendi başının çaresine bakmayı da öğrendi. Her yaz başı boş bırakıyoruz, kim bilir nerelere takılıyor. Yemek dilenmeyi de öğrenmiş. Tövbe bu dünyada ona aç kalmak yok. Benden daha gözü pek hayvancağız. Benden daha özgür. Benden daha ben.

Hacı teyze her zamanki yerinde oturuyor asma tavanlı köşelerinden sarmaşıklar sallandıran balkonun ağaca bakan yüzünde, sabah kalkıp onu görmedim mi? İşte hayatımda yaşadığım tek şaşkınlık bundan ibaret. Bir defasında ona sevgisizliğin ne olduğunu sormuştum. O gün bu gündür verdiği kıymetli deneyimin payını götürürüm ona. Bir vefa borcu mu dersiniz, sahip olduğum tek maneviyat mı dersiniz bilmem. ”Sevgisizlik dinsiz, imansızdır kızım” derdi. ”Sevgisizlik en büyük noksandır, insandan yayılan ve yine insana varacak olan. Nerede olsa gelir bulur seni.”

Ahh Hacı Teyze. Hacı Teyze de canımı çok yakıyor şu sıralar. Söyledikleri öyle anlamsız geliyor ki. Sanki beni dövse, vursa bir iki tane suratımın ortasına rahatlamayacak. İnsanın canını böylesine yakan bir şey daha yok. Git diyor kaç diyor. Bırak her şeyi al eşyalarını kaç kızım diyor. Kapının önünden geçen deliye bağırıyor. Sesi de rahatsız ediyor beni.

Eşin ile bunları konuşmayı denedin mi?

– İntihar edeceğimi söyledim telefonda. Yan evden telefon sesi yükseldi yoksa Hacı Teyzeyi mi yokluyor beni merakından dedim. Gittim hususi sordum. Arayan torunuydu. Sözüme inanmadığını bu kadar çabuk öğreniyorum işte. Bakın Nuri bey iyi bakın bu ayrıntıya. Onu bir ağaca benzetiyorum. Bazen diyorum ki güneş böyle sıcaktan bunaltmasa, ben o ağacın gölgesine muhtaç olmayacaktım. Açlık karnımı bir düğüm gibi bükmese ben o ağaçtan medet ummayacaktım. Çok mutsuzum Nuri Bey.

Mutsuzluğunun sebebini öğrenmek ister misin?

– Hayır. Asla. Ben yalnızca konuşmak istiyorum. Bir şeyler anlatmak. Beni dinleyen biri olsun. Aynaya baktığımda yorulmuş birini görüyorum. Siz bu görünüşü değiştirebilir misiniz? Değiştiremezsiniz Nuri Bey. Yalnızca ona bir isim verirsiniz. Ben onun ismini de biliyorum. İnsan olmak mesele, insan olmak istiyorum. Bunun için her sabah kalkıp kendime insan olduğumu hatırlatıyorum, her gece uyumadan önce de bunu ispatlıyorum.

 

hilikil

1. Bölüm için:

Nuri Bey’in Vedası

copywriter

4 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: