Konuk Yazarlarımız

Gözyaşları İçinde Yeşeren Fidan #2

O an… İnsanın yaşamında ki o an. İzlerini öldüğü ana kadar sakladığı aklından çıkmayan o an. Arda
da işte böyle bir anda kendisini bulmuştu, dayısını o halde görünce. O zamana kadar olan sıcak hava
yerini sanki kutuplardaki gibi bir soğuğa bırakmıştı, Arda’nın küçük kalbinde. Hemen kendine gelmesi gerektiğini hatırladı. Dayısına yardım etmeliydi. Uzun bir maraton yarışçısı gibi koştu, dayısına doğru.
Hayatında ilk kez yaralı birisini görüyordu ve bu kişi kendisi için yeni bir hayatın başlangıcı sayılan
dayısıydı. Yanına yaklaştı ve eğildi. Dayısı konuşamıyordu, sadece kapanmak üzere olan gözleriyle
Arda’ya bakıyor ve gözleriyle cümleler kuruyor gibiydi. Arda etrafına baktı. Yakınındaki herkes
yerlerde, çok çetin bir savaşta cephede kalmışçasına, siper almış gibi duruyorlardı. Uzakta ise bir
adam dikkatini çekti. Adam çok rahat tavırlarla, az önce duyulan sesten hiç irkilmemiş gibi oradan
uzaklaşıyordu. Adamın sarı renkte kısa saçları, renkli gözlükleri ve uzunca boyu vardı. Arda sadece bu
kadar özelliği fark edip aklına kazımıştı çünkü daha önemli olduğunu düşündüğü şey dayısının
durumuydu. Artık tek bir hedefi vardı; dayısını en kısa sürede hastaneye yetiştirmek. O sırada
şaşkınlık ve korkuları gitmiş insanlar saklandıkları yerlerden fırlayıp Arda ve dayısının bulunduğu yere
koşar adım gelmeye başlamışlardı. Birilerinin “Ambulans çağırdınız mı? Hemen arayın” sözlerini
duymak azda olsa Arda’yı rahatlamıştı. Kısa bir süre sonra ambulansın acı acı gelen sesi duyuldu.
Kalabalık iyice artıyor ve sinir bozucu konuşmalara sebep oluyordu. “Adam kesin ölmüştür. Hastaneye
yetişse bile durumu zor gibi. Allah kalanlara yardımcı olsun…” Arda bunları duydukça siniri
üzüntüsüne karışıyor ve kahroluyordu. Cevap vermek istiyor ama yaşının ufak olmasının getirdiği
güvensizlik ve olayın verdiği şoktan kurtulup bir türlü cevap veremiyordu. Sadece kendi kendine
“Yaşayacak, yaşamalı, dayım yaşayacak” diye haykırıyor fakat dünyada ondan başka kimse bu
haykırışı duymuyordu. O sırada Arda’nın yapamadığını gelen polisler yapmıştı. Kalabalığı biraz daha
uzaklaştırmak ve yorumları kesmek için sert bir şekilde; “Biraz uzaklaşalım” demişlerdi.

Kısa bir süre sonra ambulans gelmiş ve Arda’nın dayısını sedyeye koymuşlardı. Doktor ve hemşire
telaşlı telaşlı bir şeyler yapıyor ve acilen hastaneye gidilmesi gerektiğini söylüyorlardı. Hemen
ambulansa bindiler. Arda ambulans hareket ederken ne yapması gerektiğini bilmiyor ancak doktorun
işini yaptığını gördükçe ferahlıyordu. Samsun Devlet Hastanesi acil kapısına hızlı bir şekilde
yanaştıklarında, Arda birden fazla doktorun onları beklediklerini gördü. Sedyedeki dayısı ile birlikte
araçtan indi ve kalabalık arasında sedyeyi takip etmeye başladı. Önce üzerinde “Acil ” yazısı asılı bir
kapıdan geçtiler sonra da “Ameliyathane” yazılı büyük bir kapıya geldiler. Sedyeyi ameliyathaneden
içeri aldılar. Tam o sırada bir görevli; “Evlat, buradan içeri giremezsin. Şurada oturup beklemelisin”
dedi. Arda sorgusuzca görevlinin doğru söylediğini düşünerek gösterilen sandalyeye oturdu ve
gözünü duvardaki saate dikti. Biraz vakit geçince gözlerini “Ameliyathane” yazısına çevirdi. Uzun
zaman, bir yazıya bir duvarda asılı saate bakıyor ve dayısı için dua ediyordu. Geçen süre içerisinde
düşünmekten, korkmaktan ve kaygılanmaktan yorulmuştu. Yine de gücünü toparlayıp, saatlerce
farkına varmadan oturduğu, sandalyeden kalktı. Koridorun soluna doğru yürüdü. Bilinçsizce bir
pencere arıyordu. Bulduğu ilk pencereyi açtı ve gelen havayı sonsuzluk pınarından geliyormuş gibi
içine çekti. Sonra içinden gelen bir sesi duydu; “Hiç ağlamadım.” Gerçekten de tüm bu yaşananlar
sırasında içerisi kan ağlasa da kendi ağlayamamış, olayların hızlı akışı içerisinde gözyaşları içerisine
saklanmıştı. O sırada gözyaşlarının yağmur gibi aktığını fark etti. O kadar çok ağlıyordu ki gözyaşları
ayakkabısını ıslatıyordu. Dayanılmayacak bir acıyı yaşıyor ve adeta eriyordu. “Ağlama çocuk” diye bir
ses yankılandı koridorda ve Arda’nın kulaklarında. Bir de bir destek eli hissetti sağ omzunda. Az önce
açtığı pencereyi kapattı. Arkasındaki kişinin verdiği desteğe teşekkür edecekti. Pencerenin camında
gördüğü görüntü karşısında kalp atışları durur gibi oldu. Camda kendisinin ve omzuna elini uzatmış,
olay yerinde gördüğü, sarı renkli, kısa saçlı, renkli gözlüklü ve uzun boylu adamın suretini görüyordu.

Eğer ilk bölümü okumadıysan: http://www.ikiodabirgalaksi.com/2019/06/19/gozyaslari-icinde-yeseren-fidan/

UMUT YALNIZ

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: