Nihce

Firuze

Hiç keyfim yok Firuze. Sesini duymadan uyuyamaz oldum. Neyi beklediğimi bilmeden öylece oturdum otobüs durağına. Otobüs geldi, binmedim. O zamanlar yoktu ki bir çift kulaklık; içimden şarkı söyledim durdum. “Hani o bırakıp giderken seni, bu öksüz tavrını takmayacaktın…”

Tütünden başkasına bağlanmam sanıyordum, yaktım sigaramı; nasıl böyle, sana nasıl böyle bağlandım diye düşündüm durdum Firuze. Zaten, zaten ben hep düşünüp dururum, uyuyamam düşünmekten, ağlarım düşünmekten, düşerim ayakta duramam düşünmekten. Nerededir, ne yapar, kimledir; düşünmek istemediklerimi de düşünürüm de dilim varmaz onları söylemeye Firuze.

Alınma bana, seni özler miyim bilmem. İnan bilmem, bilemem. Ama bana bakan gözlerini özlerim. Ellerimi öperken ellerimi tutan ellerini özlerim. Sağa sola kaçışan gülüşlerini özlerim. Kendinden emin sağlam adımlarının altındaki ürkek emekleyişlerini özlerim. Her şeyden evvel az da olsa kalmıştır kırıntısı der, beni sevişini özlerim.

O gün Gülhane’de hani, sormuştun ya “Nazım’ın ceviz ağacı hangisi?” diye “ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında, ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında.” Saklanmış Nazım. Bakmış öylece uzaktan, seyretmiş. Kendimi o ceviz ağacı gibi hissediyorum Firuze. Ne nazım olabildim, ne Piraye. Öyle durakalan bir ağaç gibiyim anlayacağın, şiirlere konu olmuşum ama nafile, ağacım işte. Ben sana bir ağaç gibi bakakaldım Firuze.

Buldumcuk oldum, kör ve sağır oldum senden gayrısına. Kuyruğundan tutup sürüklendim, gelecektin, gelecektin. Sen aşktın bil ki, sen gönül yanılgısıydın, sen gönlümün alevine sebeptin. Beni hiç söndürmedin. Tutsaktı kuşlar gökyüzünde, tutsaktı harlar, tutsaktı içimin sesi; özgürlüğüme ket vuran bu sevdayı neden durdurmadın Firuze?

Sen Firuzem, iyelik ekim, hiç dokunmayan kalbime,
Beni neden sevmedin?

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: