Adab-ı İman,  Hilikil

Yakından

Yollarına asfalt döşenmiş parkın girişindeki banktan iki aşık sesi yükseliyor;

– ”Çok güzelsin, kuş olsa ölür”…

Hafif tebessümünü gitgide yükselterek heyecanını bastırmaya çalışır ses tonuyla yanıtlıyor,

-”Kuş olsa ölür değil deli, ‘ Çok güzelsin, kuş koysunlar yoluna’ ”

Şaşkın bakışlarını hiçbir etki altında kalmadan yayını germiş atlı gibi doğrultuyor bir diğerine, biraz adabına yenik düşer ses tonuyla titrek titrek konuşmaya başlıyor.

-”Yok yahu öyle değil. Hani böyle kuşlar çok heyecanlanır ya; çırpınır çırpınır ölecekmiş gibi, işte ben seni gördüğümde ve hatta yalnız düşlediğimde dahi çırpınıyorum. Kanatlarım olsa çırpa çırpa öldürürüm kendimi. Böyle bir şey.”

Tıpkı öteki gibi göğsü bir yere bir göğe çarpa çarpa nefes alan alaca kuğu, en sevdiği meyveyi her sene dalından kopardığı ziyana bulaşmasın diye de çiçeğini kulaklarının arkasında sallandırdığı koca ağaç. Tabiatın koynuna sıcak elini koymuş, her gece başını okşamışcasına uyandığı; derin derin nefes aldığı tahtadan pencere kenarları.

Doğanın karşılıksız, anne şefkati ile gösterdiği nezaketin sesini dinlerken etraftaki her şeyin, her şeye etkisini bir elin parmaklarından daha iyi kavrayan bir takım hissiyatlar. Tam bir yolu yarılarken bir ayağının diğerinin önünde caddeye çarpmasıyla her zaman bile isteye kaçıracağı o trende oturacak yer bulmak kadar güç. Yağan yağmura hiçbir isyanı dokunmamış, tüm suretleri yer yer birbiriyle karıştırmış; kollarını çırpmaktan hayallerinin ayaklarına dolanmış gelinliğin astarını parçalamış saçları sarıya boyalı kız.

Kalbi kırılsa da her gün açardı şemsiyesini kızcağız, kimse inmezdi o durakta durdumu kaçırdığı tren. Maskelerin gölgesinden ineceği durağı es geçmiş olma endişesinin ardındaki fukaralıktan mıdır nedir; hele ki de az biraz gözleri görmüyorduysa sevdalanmaktan etraftaki taş binaların aralarında çırpınan isimsiz çiçekleri, işte o zaman bırakıverirdi bütün hoyrat, amansız, berduş hastalığını. İmkansızlığın belindeki son umut namlusunu da doğrulturdu haramın eşiğine çıkan kapılara, yüzüne bütün rüzgarı boca etmesine aldırmaksızın.

Yalnızca kaçardı biraz yorulsa sendeleyecek ayağını aldırmadan,

kaçardı,

ilk önce de kendinden.

8 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: