Adab-ı İman,  Hilikil

Zamane

 

Aklıma bir elma düştü,

sandım ki karnım doydu.

 

Bazen ne yaşadığının bir önemi yok ne yaşıyor olduğundan uzaklaşınca. Adını dilinden düşürmeden pencerelerin pervazlarını bile dokunarak sevdiğin günleri hiç olmamışcasına yaşayabiliyorsun yine, yeniden.

Gereksiz binlerce sayı hafızanda, tarih, isim ve geçeceğini bile bile yaşadığın tüm duygular. Yarın oldukça adım attığın her merdivenin evveli, bir başkasının meselesiymiş gibi geliyor.

Gün içinde birbirine selam veren insanlar, arama kayıtları ve tebessüme halı çırpan küçük mesaj kutuları. Hiçbiri bir insanın elini yüzüne sürmesinden daha yüce mertebeye ulaşamamışken, yüzyıllık hasretlerin boşa koydum dolu gördüm hevesiyle; nasıl aynı kefeye koyulur bilinmez. Beş vaktin beşinde de  kulağına çalınan ağıtlarla büyütülmüş beşiklerin gıcırtısına güfte diyememişken, dünyanın bir ucunu diğerine bağlayan kablodan bozma icatlarla gönül eğleniyor şimdi.

Yeryüzü neyin rengine boyanırsa boyansın, kıvrılan kirpiğin ıslandığını elini baştan aşağı yüze sürmenin çaresizliğiyle bir sağa bir sola kaçırdığın bakışların altından anladığın zamanlar. Hem o zamanlar öyle pek insan da yok etrafta. Kim neye nerede kırılmış, hangi yara kime yakışmış gören, duyan, bilen yok. Sokağın gürültüsünden birbirini yeni görmüş sevdalıların gönül kıpırtılarını öteki iç geçirmesin için değil bu duymamazlığımız. İçinde saklamaktan aşkını, adının harflerini gördüğü gazetelerin o yapraklarını un ufak etmiş. Parça parça belki ama akılda bir.

Belkilerle yaşadığı sevdasını yürüdüğü yolun ıslak kaldırımlarına anlatırken bile, toprağın kokusundan kıskandığı kırıntıları. Ne bir şair ne de bir şiir bu belki,

Şairlerden de şüphe buyurulmaz ama hep hissettirirler ki,

dile düşmemiş aşkın; payı paydasına ağır gelir. Kim aşkını paylaştırmak, bölüştürmek ister. Halbuki pencere kenarında güneş doğmasın için bekleyen aşığın payla, paydayla ne işi olurdu?

Oysa aşığın tek isteği;

karşılıksız iyi geceler dilemenin kısalttığı geceyi,

giymekten eskimiş o en sevdiğin kazağın azalttığı soğuğu;

mevsimi geçmiş meyvenin kıskandığı baharı,

yalnız birini severken farketmek.

 

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: