Kitap Ekseni,  Kitap İncelemesi,  Lukka

Kitap Ekseni: Arif Ergin – Tekvin

“Ne zaman bir insan sokağa çıkıp demokrasi ve özgürlük için yürüse dünyanın geri kalanı ona borçlanır.”

 

Eminim ki Tekvin kitabını kitapçılarda, sosyal medyada sıkça görüyorsunuzdur. Yaklaşık iki ay oldu Tekvin’i okuyup bitireli ancak şimdi inceleme yazısı yazma fırsatım oldu. Yerli korku türü yazarı Attila Şanbay’dan sonra yeni bir yerli yazara daha şans vermek istedim. İyi ki de okumuşum Tekvin’i diyorum. Arif Ergin için Türkiye’nin Dan Brown’u benzetmesi yapılıyor ki bir nebze haklı bir benzetme olduğunu söyleyebilirim. Gizem, matematik, tarih ve üstelik gerçek tarih, dinler, sanat ve hatta o meşhur illuminati… Hepsi içiçe ve birbirine öyle bağlanıyor ki hayret etmemek mümkün değil. Kitabın başından itibaren merak ve heyecan içinde okuyorsunuz. Kitabı bir yandan okurken diğer taraftan da kendinizi araştırma içinde bulmanız oldukça mümkün, bahsedilen konulara ilginiz varsa tabii. Bilhassa Osman Hamdi Bey’e ve resimlerine…

KİTABIN ADI: Tekvin

YAZAR: Arif Ergin

YAYINEVİ: Doğan Kitap

TÜRÜ: Gerilim, Polisiye

SAYFA SAYISI: 593

TANITIM BÜLTENİ: Gizemli bir tablo… Yeryüzünün efendilerine rağmen kurulmuş bir ülke… Ve bu ülkenin kaderi üzerinde oynanan büyük oyun…

İşadamı Hakan Turan’ın hayatı, manevi kız kardeşi Melek’in kaçırılması ile bir gecede altüst olur. Kız kardeşinin izini süren Hakan, kendini paranın kadim efendileri arasındaki bir savaşın ve yıllar önce gerçekleşmiş cinayetlerle kurgulanmış bir bilmecenin tam ortasında bulur. Tüm ülkeyi kaosa sürükleyen bu sırrın anahtarı Osman Hamdi Bey’in gizemli bir tablosundadır. Mihrap ismiyle de bilinen Tekvin’de…

Biz, Yeni Dünya Düzeni’ni yeraltının derinliklerinde karanlık bir mağara gibi tasarladık. Bu mağaranın bir ucunda, içeri ışık süzülen bir boşluk var. İnsanların sırtlarını ışığa çevirdik. Onları kollarından, boyunları ve bacaklarından zincirlerle bağladık. Öyle ki sadece karşılarındaki karanlık mağara duvarını görüyorlar. Işıkla aralarından bir sürü nesne geçiyor ve ışık bu nesneleri mağaranın duvarına gölge olarak yansıtıyor. İnsanlar, nesneleri değil, sadece onların duvara yansıyan gölgelerini görebiliyorlar.

ÖZET: Hikaye, Hakan’ın manevi kız kardeşi Melek’in gizemli bir şekilde kaçırılmasıyla başlıyor. Melek’in eşi bu olaydan Hakan’ı sorumlu tutar. Hakan, bir yandan Melek’in kaçırılmasının arkasındaki sırrı araştırırken diğer yandan da kendisini arayan polisten kaçmaktadır. Bu araştırmalar sırasında Hakan, kendisine destek olan arkadaşlarıyla inanılmaz sırlara ulaşır.

DİL VE KURGU: Çok keyifle, rahat rahat okuyup anlayabileceğiniz bir dille yazılmış Tekvin. Kurgu ise çok iyi tasarlanmış. Sanırım bu birbirine çok iyi bağlanmış olaylar zinciri Arif Ergin’in mühendis zekasından kaynaklı. Sadece kitabın sonunda Hakan’ın durumunu çok beğendiğimi söyleyemem. Ya da biz Türk milleti olarak hala Yeşilçam filmlerindeki mutlu son arayışından kurtulmuş değiliz. İnsan bir mutlu sarılmalar, zenginlik, sona ermiş hasretler falan bekliyor 😛 Aaa… Bir de unutmadan zaman kavramı ben de çok karıştı. Kitapta o kadar çok olay oluyor ki sanırsınız günler geçiyor üzerinden. Oysa en sona geldiğinizde yazar sadece bir gün geçtiğini söyleyince şaşırmamak elde değil. Hemen bir örnek vermek istiyorum.

Sayfa 565: “Melek günlerdir ilaçlarla uyutulduğu uykudan yavaş yavaş ayılmaya başlamış…”

Sayfa 567: “Bir günden biraz fazlaca bir sürede olan biten onca olay şimdi bir film şeridi gibi akıp geçiyordu zihninden.”

Bu kadar güzel bir kurgudan sonra ufak bir ayrıntı gözden kaçmış olabilir. Anlayışla karşılıyoruz. Umarım Arif Ergin bu satırlarımı okur da bir sonraki baskıda bu minik hata düzeltilir.

ANA KARAKTER: Hakan. Birçok yerde beni şaşırttığını söyleyebilirim. Mesela acaba Melek’e aşık mı yoksa kardeşi gibi mi görüyor? Ya da biz farketmeden Melek’i o mu kaçırdı? Hakan da mı illuminati üyesi? Melek mi Derya mı? gibi, gibi… Ama en çok kitabın sonunda aldığı kararla hayretlere düşürdü beni, çok da kızdım kendisine 🙂 Hele ki… (Neyse söylemeyeceğim, okuyup öğrenin.)

KİTABI NEDEN OKUMALIYIM?: Dan Brown yeni kitap çıkarana kadar Tekvin okuyabilirsiniz. Şaka yapmıyorum gerçekten öyle… Özellikle tüm bu gizemlerin kendi ülkemizde geçtiğini bilmek inanılmaz heyecanlandırıyor insanı. İstanbul’da yaşayanlar sık sık önünden geçtiğiniz o görkemli, tarihi yapıların geçmişte nelere tanıklık ettiğini, kapılarından kimlerin girdiğini, neler yaşandığını merak etmiyor musunuz? İnanın Arif Ergin çok güzel araştırmış bu yapıları. Sırf bu yüzden bile okunmalı Tekvin. Ve Osman Hamdi Bey. Sanatseverler de Osman Hamdi Bey için okumalı.

ALINTILAR:

  • Kaybolmuş insan, gideceği yeri bilmeyen değil, bulunduğu yeri bilmeyen insandır.
  • Işığa bir kez alışanı karanlığa hapsedemezsin.
  • Unutmayın ki nefret bir kez başladığı zaman artık önyargılar galip gelmiş demektir, bir daha asla detayları göremezsin. Nefret en büyük körlüktür.
  • “Yahu laf aramızda” dedi…”her yere cami yaparak mı kurtarıyorsunuz dini imanı?”
  • “Ey Müslüman, edep nedir diye sorarsan bil ki edep, her edepsizin edepsizliğine katlanmaktır.”
  • Vicdanını yitirmiş bir dünya burası artık.
  • Gerçekler bazen öyle absürttür ki, kurguda bile öyle çılgınca şeyler hayal edemez insan.
  • “…Batı kültüründe resim kilisede başlar. Doğu kültüründe ise resim camide biter.”
  • Komplo teorisi diye diye komployu örtüyorlarmış.
  • Tanrı’nın evreni yazdığı dilin adı, matematiktir.
  • Herkes bir kurtarıcı beklerken, bir adamın seçilmiş insan olduğuna diğer insanları ikna etmek kolaydır.
  • Karşı binanın altında küçük bir barda gürültü yaparak eğlenen gençler, birkaç dükkan ilerideki kitapçıyı tıklım tıklım dolduran gençlerden habersiz gibiydiler.

TEK CÜMLEDE TEKVİN : Tarihe ve Osman Hamdi Bey’e duyduğum merakı artırdı.

SON SÖZ: Bazı platformlarda Tekvin’in gerilim-polisiye türü okurlarını tatmin etmeyeceği yönünde yorumlar okudum. Herkesin kişisel görüşü tabii ki. Bu tür yorumları yaparken yazarın ilk kitabı olmasını da değerlendirmek gerekiyor ve ayrıca ülkemizde bu türde çok da fazla kitap olmadığını da düşünmeliyiz. Attila Şanbay için de aynı yorumu yapmıştım. Yabancı yazarların kitapları için evet, oldukça kemikleşmiş yazarlar var ama kendi yazarlarımıza şans vermeliyiz. Ben yine her şeyden önce verilen emeğe saygı duyuyor ve yazarı tebrik ediyorum. Yazın efendim yazın, yılmadan bıkmadan yazın 🙂

NOT: Hem Attila Şanbay hem de Arif Ergin yeni kitapları için hazırlık yapıyorlar. Hatta sanırım Attila Şanbay’ın kitabı Ayna çok yakında kitapçılarda olacak. Sabırsızıkla bekleyin sevgili okurlar.

 

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: