Genel,  Kitap Ekseni,  Kitap İncelemesi,  Nihce

Kitap Ekseni: Momo – Michael Ende

 

“Hayatta en tehlikeli şey, gerçekleşmiş hayallerdir.”

KİTABIN ADI: MOMO

YAZAR: MİCHAEL ENDE

ÇEVİRİ: LEMAN ÇALIŞKAN

YAYINEVİ: PEGASUS

TÜR: FANTASTİK KURGU

SAYFA SAYISI: 300

Geçen sene katıldığım bir kitap hediye etme etkinliğinde, sevgili Dilay tarafından bana gönderilen bir kitaptı; MOMO. Açıkçası 1 seneden beri kitaplığımda duruyordu. Kitabın kapağı oldukça çekici olmasına rağmen hem benim kitap okuma alışkanlığımın olmaması hem de “çocuk kitabı mı bu ya?” diye kararsız kaldığım için bir türlü okuyamamıştım. The Lukka sayesinde 2019 senesinde bir zincir oluşturdum ve kendime “her gün 20 sayfa” kitap okuma hedefi belirledim. Açıkçası benim gibi alışkanlıklarını devam ettiremeyen insanlar için oldukça tetikleyici bir yöntem. Nicel olarak ifade etmek gerekirse bugün 15 Ocak, 2 kitap bitirdim ve toplam 466 sayfa kitap okudum. Yani eğer sizin de böyle bir isteğiniz varsa buradan hedef çemberine göz atabilirsiniz. 🙂

Momo, bu senenin bitirdiğim ikinci kitabı oldu ve gerçekten bir çırpıda okudum diyebilirim. Kitabı okumaya karar verirken muhtemelen sizin de aklınızda aynı sorular oluşmuştur. O nedenle öncelikle söylemem gerekiyor; kesinlikle çocuk kitabı değil. Aksine günümüz yetişkinlerine okutulması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Nasıl Küçük Prens hepimiz için ders çıkartılacak nitelikte metaforlarla doluysa Momo da öyle… Bu nedenle varsayımları bir kenara bırakarak size kısaca kitaptan bahsedeceğim.

KONU VE ÖZET: Kitapta yazılana göre en kısa şekilde “zaman hırsızlarının ve çalınmış zamanı insanlara geri getiren çocuğun tuhaf öyküsü” olarak ifade edebiliriz. Ancak özetlemek gerekirse; uzaklardan gelen ve büyük bir kentin tiyatro harabesine yerleşen küçük bir kızdır Momo. Kentin halkı Momo’nun isteği üzerine orada yaşamasına izin verirler, ona yemek getirir ve yardım etmeye başlarlar. Momo’nun gelmesiyle halk bir anda canlanmıştır. Momo, her şeyden önce çok iyi bir dinleyicidir. Kendisini ziyarete gelen insanlar kendilerini oldukça rahatlamış ve sorularına cevap bulmuş bir şekilde onun yanından ayrılırlar. Hatta halk arasında “git bir Momo’ya uğra” diye bir tabir oluşmuştur.  Sonrasında “duman adamlar” yani zaman hırsızlarının ortaya çıkması ve Momo’nun diğer insanlardan farklı olarak onların düşüncelerini duyabilmesiyle macera başlamış olur. Devamı spoiler olacağı için hiç bahsetmiyorum… 🙂

KARAKTERLER

MOMO: Oldukça yardımsever, herkes tarafından sevilen, bizim gerçek hayatta hayal bile edemeyeceğimiz, yanında olduğu kişilere ilham veren, çok iyi bir dinleyici olmasıyla bilinen ve zamanın ötesinde bir kız çocuğudur.

GİGİ (GİROLAMO): Momo’nun en yakın arkadaşı ve en büyük destekçisidir. Genç, yakışıklı ve konuşkan biri olan Gigi, kente gelen turistlere kendi uydurduğu hikayeleri anlatan bir turist rehberidir. Ayrıca anlattığı hikayeyi bir daha asla anlatmaz. Çoğu kişi anlattığı hikayelere inanmasa bile  “tarih kitaplarında yazılanların hepsinin doğru olduğu ne malum, belki de uydurmadır; doğru ya da yanlış ne demek ki? Bin veya iki bin yıl önce neler olduğunu kim bilebilir? diyerek onları ikna eder. Benim kitapta en sevdiğim karakterlerden biri oldu açıkçası. Hayal dünyasının geniş olması ve her zaman Momo’nun sığınacağı bir liman olması beni etkiledi. ❤

BEPPO: Momo’nun diğer yakın arkadaşı olan Beppo, yaşlı bir çöpçüdür. Çok yavaş konuşur ve çok yavaş hareket eder. Hatta bazıları onun kafasının yerinde olmadığını söyler. Önce düşünür, sonrasında konuşmaya gerek görmezse sadece güler geçer –böyle insanlara ne kadar çok ihtiyacımız var değil mi?-  Bunu yapmasının sebebi ise; iyice düşünüp doğru cevap vermek istemesidir. Bence yan karakterler kitabı akıcı kılmayı başarmış. Çoğu kitabın aksine yan karakterlerin hikayesini okurken de zevk alıyorsunuz,  “bitse de hikayeye dönsek” hissi yok yaniii…

“Bir insanın çok dostu olabilir, ama insan, onların içinden de birkaç kişiyi kendine daha yakın bulur ve onları daha çok sever.”

DUMAN ADAMLAR (ZAMAN HIRSIZLARI): Kitap okumayı, yaşlıları ziyaret etmeyi, işini severek yapmayı, yardım etmeyi ve bilumum güzel eylemi zaman kaybı olarak gören; kül renginde, sürekli sigara içen ve gittikleri yeri ölesiye soğutan adamlardır. Adlarından anlaşıldığı üzere zaman çalmakla meşguller ve sadece başkalarının zamanını çalarak var olabiliyorlar. Şimdi düşününce bu adamları okurken gerçekten ürkmüştüm!

USTA HORA (SECUNDUS MINUTIUS HORA/ SANİYE DAKİKA SAAT): Kendisi zamansız bir yerde yaşar ve duman adamların da ezeli düşmanıdır. Zaman tanrısı diye nitelendirenler de olmuş ancak zamanı yaratan değil sadece onu dağıtan bir aracıdır demek daha doğru olur bence.

KASSİOPEİA: Usta Hora’nın kendi içinde zamanı olan kaplumbağasıdır ve bu yolculukta Momo’ya yardım eder. – Düşündüm de böyle öykülerde kaplumbağalar hep akıllı oluyorlar, değil mi?- Mesela ”Kaplumbağa ve Tavşan” benim okuduğum ilk kitaptı ancak buradaki kaplumbağayı kesinlikle daha çok sevdim. ❤

YAZARIN SON SÖZÜ: Kitap 21 bölümden oluşuyor ve kitabın sonunda yazar, bu hikayeleri çıktığı uzun bir yolculukta tanımadığı bir yol arkadaşının anlattığını söylüyor: “ben bu kitaptaki bütün olayları bana anlatıldığı şekilde ve ezberimden yazdım” diyor ve ekliyor  “bir gün kısmet olur da tekrar karşılaşırsak, ona çok şey sormak isterim.” Şahsen bu da beni etkiledi çünkü hepimizin hayatı böyle öykülerle dolu ve tek ihtiyacımız olan birinin bize bunları anlatması sanki… 🙂

OKUMALI MIYIM? İnsanların bir filmi/diziyi defalarca izlemesini, bir şiiri defalarca okumasını anlayabiliyordum ancak bir kitabı defalarca okumak? Bilmiyorum, bana çok zor geliyordu. Bu hissi anlamama yardımcı olan bir kitap oldu Momo. Gerçekten başucu kitabı dedikleri şey bu olsa gerek. Şu an hepimiz “24 saat bana yetmiyor” diye yakınıyor olabiliriz ve aslında “hiçbir şey” yapamıyor olmaktan dem vuruyor da olabiliriz. Ancak bu kitabı okuduktan sonra tüm bunların aslında yaşama dair çok değerli anlar olduğunu ve tüm zamanların aslında birbirine dönüştüğünü; değerli olanın “şu an” olduğunu ve hiçbir şeyin değersiz olmadığını çok daha iyi anlayacaksınız. Umarım okursunuz ve umarım sorularınıza cevap bulabilmişsinizdir. Ayrıca kitabı okuyanlarla veya okuyacak olanlarla sohbet etmeyi çok isterim, yorumlarda buluşalım. 🙂

*Alıntılar biraz çok oldu ama gerçekten ayırt edemeyeceğim kadar anlam yüklüler. Ayrıca eserden bağımsız olarak bile üstüne uzun uzun düşünülecek cümleler var. Bu nedenle kitabı henüz okumayanlar dilerlerse bu kısmı okumadan geçebilir. 🙂 Teşekkürler.

ALINTILAR:

“Zamandan tasarruf edeyim derken aslında başka şeylerden tasarruf ettiğinin kimse farkında değildi. Yaşamlarının gittikçe zavallı, daha tekdüze ve daha soğuk geçtiğini kavramak istemiyorlardı. Bu gerçeği sadece çocuklar taa yüreklerinde hissettiler. Çünkü artık kimsenin onlara ayıracak zamanı yoktu. Zaman yaşamın kendisiydi. Ve yaşamın yeri yürekti.

“İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe, zaman azalıyordu.”

“Zaman, gerçek sahiplerinden alınınca ölüyor. Her insanın kendisine ait belli bir zamanı vardır. Ve bu zaman da yalnızca onda kaldıkça canlıdır, yaşar.”

“Zamanı ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır ama bunlar hiçbir şeyi ifade etmez. Herkes çok iyi bilir ki bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Zamanın bu garip kısalığı ve uzunluğu o saat içinde yaşanan olaylara bağlıdır. Çünkü zaman yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir.”

“GİTTİ. Yaşamında ilk kez Momo bu sözün ne demek olduğunu bütün şiddetiyle anlamıştı. Yüreği sıkıştı.”

“Artık öğrendiği bir şey vardı: Başkalarıyla paylaşılamayan zenginlikler insanı mahvediyordu.”

“Zengin olmak marifet değil. Her isteyen zengin olabilir. Birazcık zenginlik için hayatlarını ve ruhlarını satanların haline bir baksana ne hale gelmişler! Yok. Ben onlar gibi olmak istemem. Varsın bazen cebimde kahve param olmasın. Ama yeter ki hep aynı Gigi kalayım!”

“Günlük yaşam içinde çok büyük bir sır vardır. Herkesin bunda bir payı bulunur ve herkes onu bilir ama pek az kimse bu konuya kafa yorar. Çoğu kimse onu olduğu gibi benimser ve ona asla şaşırmaz. Bu büyük sır zamandır…”

“Önceleri pek farkına varılmaz. Günün birinde insanın canı artık hiçbir şey yapmak istemez. Hiçbir şeyle ilgilenmez ve kurur ve gider. Üstelik bu isteksizlik geçici değildir, hatta giderek de artar. Günden güne, haftadan haftaya daha kötü olur. İnsan kendinden hoşlanmaz, sanki içi bomboştur ve dünyayla bağdaşamaz. Sonraları bu hisler de kalmaz ve hiçbir şey hissetmez olur. Bütün dünyayla yabancılaşmış ve hiç kimse onu artık ilgilendirmez olmuştur. Ne kızgınlık duyar ne de hayranlık. Ne sevinmesini bilir ne de üzülmesini. Gülmeyi de ağlamayı da unutmuştur. Böyle bir insanın içi kaskatı kesilmiştir. Artık hiçbir şeyi ve hiç kimseyi sevemez. Bu durumda, artık hastanın iyileşmesine olanak yoktur. Geriye dönüş kalmamıştır. Bomboş, kül rengi bir yüzle ve nefretle çevresine bakar, tıpkı duman adamlar gibi. Onlardan biri olup çıkmıştır. Hastalığın adına gelince, buna ölümcül can sıkıntısı denir.”

“Çünkü nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör biri için gökkuşağının renkleri ve sağır biri için kuş sesleri nasıl boşunaysa, yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur.”

“Beppo’ya göre, dünyadaki bütün anlaşmazlıklar kasıtlı ya da kasıtsız, aceleye getirilerek söylenmiş birtakım yalan yanlış sözlerden kaynaklanıyordu.”

“Hayatım böyle geçip gidiyor diye düşüncelere dalmıştı. Bir gün gelecek ve hiç yaşamamış gibi ölüp gideceğim.”

BONUS: BİLMECE

Üç kardeşler, otururlar bir evde
Hiç benzemez birbirine üçü de.
Sen onları ayırt edeyim derken,
Dönüşürler çabucak birbirlerine.
Birincisi evde yoktur, gelecek.
İkincisi Çıkmış gitmiş, dönmeyecek.
Üçünden en küçüğü evdedir.
O olmazsa her ikisi ne edecek?
Bildiğimiz sadece üçüncüdür.
Çünkü birinci ikinciye dönüşmüştür.
Sen tam onu görüyorum derken,
Bakarsın ki, kardeşi görünmüştür.
Şöyle şimdi: Üçü tek bir kişi mi ?
Yoksa iki veya hiçbir kişi mi?
Adlarını bana sayabilirsin.
Üç kudretli hükümdarı bilirsin,
Bir ülkeye üçü birden hükmeder.
Ülkeyle bütünleşip bir eder.

ɐʎuüp ‘uɐɯɐz ‘uɐ

 

4 Yorum

  • The Lukka

    Canım arkadaşım, her şeyden önce senin kitap okuyor olman beni inanılmaz mutlu ediyor bunu bilmeni isterim. Böyle güzel bir alışkanlığı kazanman da katkım olması da beni ayrıca gururlandırıyor. Daha önce söylediğim ve her zaman da tekrar edeceğim gibi: “Alışkanlık kazanmak 21 gün sürer; yaşam tarzı oluşturmak ise 90 gün.” The Lukka için yazdıklarından dolayı da çok teşekkür ederim sana.

    Gelelim Momo’ya. Yaklaşık üç senedir kitaplığımda duruyor. Aslında oğlumun kitaplığında, çünkü okuması için ona almıştım. Hatta “Anne, biraz korkunç!” dediğini hatırlıyorum. Şimdi anlıyorum ki duman adamlar ürkütmüş olmalı onu da. Bir kere elime aldım, oğlumla birlikte tekrar okuyalım istedim. Birkaç sayfa sonra, araya başka bir şey girmiş olmalı ki, bıraktım. Fakat yazdıklarından sonra tekrar elime alıp okumam gerektiğini düşünüyorum. Şubat ayı okuma listeme ekliyorum Momo’yu. İncelemene bayıldım ve şu an zamana takıntılı biri olarak Momo’yu çok merak ediyorum. Kitap incelemelerine devam etmen dileğiyle…
    Sevgiler
    Lukka

    • Nihce

      Yaaa, canım Lukka ❤ hayatıma böyle güzel alışkanlıklar katan, varlığıyla beni her zaman mutlu eden ve motivasyon kaynağı bir arkadaşım olması benim en büyük şanslarımdan biri olsa gerek… Öncelikle “İYİ Kİ” varsın. 🙂
      Momo’ya gelince senin gibi planlı, zamanı iyi değerlendiren ve bunun önemini kavrayan insanlar üzerinde nasıl bir etkisi olacağını çok merak ediyorum. Acaba ben biraz ehl-i keyf biri olduğum için mi beni çok etkiledi bilmiyorum. Okuduktan sonra da mutlaka konuşuruz kitap hakkında. Bu güzel yorumun için çok çok çok teşekkür ederim. Zaman hırsızlarından uzak bir gelecek diliyorum bizlere… Kocaman sevgiler. 🙂

    • Nihce

      Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. En azından bizler ders çıkarabiliriz belki bu kitaplardan. Çok teşekkür ederim… 🙂

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: